BATI TRAKYA TÜRK Düşüncesi

KÜLTÜR. EDEBİYAT. FİKİR. ARAŞTIRMALAR.

Hikâye / Özgün kurmaca hikâye

Mavi defter

Boya hazırlığı sırasında bulunan eski bir defter, yetişkin bir kızla annesi arasında yıllardır kurulmamış bir konuşmayı başlatır.

Ali Ferhat 3 dk okuma
Pencere önünde mavi bir defter turkuaz ayraç ve küçük eski bir anahtar.
Yapay zekâ ile hazırlanmış temsili illüstrasyon.
← Hikâye
Yazı boyutu

Bu hikâyedeki kişiler ve olaylar kurmacadır.

Annesi, üst rafı boşaltmasını istediğinde Derya merdivenin üzerine çıktı. Ev ertesi hafta boyanacaktı. Salondaki eşya koridora taşınmış, perdeler sökülmüş, odalar birbirinin içine karışmıştı. Merdivenin son basamağında dururken, çocukluğunda erişemediği yerlerin şimdi ne kadar alçak kaldığını düşündü.

Rafta iki fincan kutusu, kullanılmamış bir masa örtüsü ve kapağı eğrilmiş mavi bir defter vardı. Defteri aşağı uzattı.

“Bu da mı ayrılacak?”

Annesi, örtüyü katlamayı bırakmadan baktı. “Onu bana ver.”

Derya defteri elinde biraz daha tuttu. Kenarından sararmış bir kâğıt çıkıyordu. Annesinin alışveriş listelerine benzeyen küçük, sıkışık bir yazı görünüyordu. “Tarif defteri mi?”

“Değil.”

Annesi başka bir şey söylemeyince Derya merdivenden indi. Defteri masaya koydu, çayın altını açmak için mutfağa geçti. Pencerenin önündeki saksıyı kenara çekerken annesinin arkasından geldiğini duydu. Mavi defter kolunun altındaydı.

Bir süre konuşmadan bardakları hazırladılar. Sonra annesi defteri açıp masanın üzerine çevirdi. Sayfanın başında bir tarih, altında yarım bırakılmış bir cümle vardı. Derya okumadan önce annesine baktı.

“Bakabilirsin,” dedi annesi. “Zaten pek bir şey yok.”

İlk sayfada pencereye konan bir kuştan söz ediliyordu. Sonraki sayfada bir kadın, otobüste yanlış durakta iniyordu. Birkaç sayfa ileride yalnızca isimler vardı. Derya, annesinin çevresinde bu isimlerle tanıdığı kimseyi hatırlamadı.

“Bunlar kim?”

“Kimse. Ben koymuştum.”

O zaman defterin tarif ya da hesap defteri olmadığını anladı. Annesi hikâye yazmıştı. Bazıları bir paragraf sürmüş, bazıları iki sayfa boyunca ilerleyip bir kelimenin ortasında durmuştu. Derya, otobüsten inen kadının başına ne geldiğini aradı. Sayfanın arkasında patates ve sabun yazıyordu.

Gülmek istedi, sonra vazgeçti. Annesi onun baktığı yeri görünce, “Kâğıt aramışımdır,” dedi.

Derya’nın hatırladığı annesi hep bir işin içindeydi. Telefonla konuşurken fasulye ayıklar, birini dinlerken sökük diker, oturduğu yerden birazdan yapılacak şeyi düşünürdü. Şimdi karşısındaki defter, bütün bunların arasında başka bir hayatın da bulunduğunu gösteriyordu. Derya o hayatı neden hiç sormadığını düşündü.

“Niye devam etmedin?”

Annesi çayını karıştırdı. Kaşık bardağın kenarına iki kez vurdu. “Bilmiyorum. Bazen vaktim olmadı. Bazen yazdığım kötü geldi. Sonra başka şeyler oldu.”

Derya hemen, “Şimdi yazarsın,” demek üzereydi. Sözü ağzında durdurdu. Her yarım kalmış şeyin karşısına kolay bir çözüm koymayı ne kadar sevdiğini fark etti. Annesinin yıllarını bir cümleyle düzeltmek, dinlemekten daha kolaydı.

“En çok hangisini seviyordun?” diye sordu.

Annesi defteri kendine çekti. Birkaç sayfa çevirdi, bulamadı. Sonra başa döndü. “Şu yanlış yerde inen kadın vardı ya…”

Derya başını salladı.

“Aslında yanlış yerde inmiyordu. Hep aynı yere gitmekten sıkılmıştı. Ama bunu kendine de söylemiyordu.”

Bu kez annesi gülümsedi. Derya, kadının nereye yürüdüğünü sordu. Annesi önce hatırlamadığını söyledi. Sonra bir dükkânın önünde durduğunu, içeride cam kavanozlar bulunduğunu anlattı. Defterde bunların hiçbiri yazmıyordu.

Çayları soğudu. Koridordaki kutular yerinde kaldı. Derya ilk kez, annesinin bir hikâyeyi anlatırken ellerini nasıl kullandığını fark etti. Dükkânın kapısını gösterirken parmaklarını aralıyor, kadının duraksadığı yerde kendisi de duruyordu.

“Bunu yazalım mı?” dedi Derya.

Annesi hemen cevap vermedi. Sonra defterin sonuna baktı. Boş birkaç yaprak kalmıştı. “Sen yazma,” dedi. “Ben bir deneyeyim.”

Derya kalemi getirdi. Annesi ilk cümleyi yazarken mutfağın kapısında durdu. Fotoğraf çekmeyi düşündü, telefonuna uzanmadı. Bu ânın şimdilik ikisinin arasında kalması daha doğru geldi.

Akşam raf yeniden düzenlendi. Fincan kutuları yukarı çıktı, masa örtüsü çekmeceye kondu. Mavi defter mutfak masasının kenarında kaldı. Derya ertesi sabah kalktığında defterin açık olduğunu gördü. Otobüsten inen kadın, bu kez dükkânın kapısını çalmıştı.

Yazar Ali Ferhat Edebiyat & Sanat Eleştirisi

Deneme, öykü ve şiir yazıyor; çağdaş Türk edebiyatı ve sanat eleştirisi üzerine çalışıyor. (Örnek yazar profili — gerçek kadro belli olunca yönetim panelinden güncellenecektir.)

Tüm yazıları (4) →

Yazarın diğer yazıları